‘Seyyid MUstafa Râsim’ olarak etiketlenmiş yazılar

tasavvuf ve dilbilim

Salı, 02 Eylül 2008

TASAVVUF SÖZLÜĞÜ / ISTILÂHÂT-I İNSÂN-I KÂMİL

Seyyid Mustafa Râsim Efendi

Haz. İhsan Kara İnsan Yayınları 18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyıl başlarında yaşadığı bilinen Seyyid Mustafa Râsim Efendi’nin Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil adlı sözlüğü, İbn Arabî, Irâkî ve Kâşânî geleneğini sürdüren tasavvuf sözlüklerindendir. Bu sûfîlere ait sözlüklerin ortak özelliği klasik anlamda birer sözlük olmaktan öte tasavvufî bir metin gibi okunabilmeleridir. Günümüz okuyucusu eline aldığı herhangi bir tasavvufî eserde kullanılan kavramları Istılâhât’ta bütünüyle bulamayabilir. Okuyucu bunun için daha yeni ve yararlanması kolay kaynaklara; Cahid Baltacı, Süleyman Uludağ ve Ethem Cebecioğlu’nun tasavvuf sözlüklerine başvurmalıdır.Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil’de yer alan kavramların çoğu, müellifinin tasavvufî müktesebâtını yansıtır ve düpedüz sûfiyâne bilgi aktarır. Müellif, “Halvet-i Sûrî” ve “Halvet-i Hakîkî”, “Halvet ve Celvet Zımnında Hudâ ve Cüdâ” maddelerinde olduğu gibi, yer yer tasavvufî bir eserin bölüm başlıklarını andıran madde başlıkları açar. Bu tür başlıklar kitabı tasavvufî bir metin edasına büründürür. Tabii ki eser -büyük oranda- alfabetik olarak düzenlenmiştir ve elbette tasavvuf kitaplarında ortaklaşa kullanılan birçok kavramı da klasik bir sözlük edasıyla açıklar. Zaten müellif eserini “(…) bu İnsân-ı Kâmil kitabı (…)” diyerek anıyor ve İsmâil Hakkı Bursevî başta olmak üzere “(…) diğer ehlullahın eserlerindeki ıstılahlarla gizlenmiş hakikat, incelik ve sırları ihtiva eder” diyerek tanıtıyor.Benzerleri içinde kapsamının/hacminin genişliğiyle 1286 sayfalık dev bir eserdir Istılâhât. İçerdiği terimlerden bir kısmı (acbü’z-zeneb, nesnâs, akdâm, aktâr vb.) ilk bakışta tasavvufî kavramlar değildir belki ama bunlar tasavvuf kitaplarında da geçebileceği için çok kısacık da olsa açıklanır. Bu tür kavramlarda Istılâhât, tasavvufî bilgi vermez; çoğunlukla sadece bir sözlük işlevi üstlenir.Müellif eserini Osmanlı alfabesine göre düzenlemişse de yer yer alfabetik düzeni bozmuştur. Bunu bilinçli bir şekilde yaptığı görülüyor. “Ahadiyet”le ilgili kavramlardan sonra birden “H” harfiyle başlayan “Hakîkatü’l-Hakâyık” kavramının gelmesi, Râsim Efendi’nin beyanıyla bu kavramın “vahdet ile muttasıf” bir kavram olmasındandır. Hâliyle “Vahdet”le ilgili kavramlar için de vav harfine değil “Ahadiyyet”ten sonraki başlıklara bakmak gerekiyor.Bu örnek yeterli sayılabilirse, müellifin klasik bir sözlük yazmayı amaçlamadığını söyleyebiliriz. Buna göre daha çok sözlük kıvamında; kavramları bazen baş harflerine bakmaksızın bir araya toplayarak kendine özgü bir çalışma yapmıştır. Burada eserin fihristinin nasıl hazırlandığı da önem kazanıyor. Istılâhât’ın çevrimyazısını hazırlayan İhsan Kara, günümüz okuyucusu için kolaylık olması ve eserin daha bir sözlük görünümüne sahip kılınması için (Çünkü yayınevinin kapakta öne çıkardığı isim “Tasavvuf Sözlüğü”dür), terimleri eserdeki sıraya göre değil, Latin alfabesine göre sıralamış. Dolayısıyla “Fihrist”ten eserin özgün sıralamasını takip etmek isteyecek okuyucu, bu imkândan mahrum kalacaktır. Kavramların özgün yazılışlarının hem metin içinde, hem de fihrist kısmında verilmiş olması ise güzel bir uygulamadır. Buna büyük oranda uyulmuştur.Kitapta Esmâülhüsnâya dâhil isimler de yer alıyor. Bu durumda esere tasavvufî bir esmâülhüsnâ şerhi de serpiştirilmiş durumdadır. Buna tam bir “fîhi mâfîh” durumu diyebiliriz. Eser içinde eser…Sürprizlerle dolu Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil’i konu başlıkları büyük oranda alfabetik tasavvufî bir metin gibi okumak gerekiyor aslında. Sık sık sözlükleşse de aslında müellifinin muazzam tasavvufî birikimini lâyıkıyla yansıtan, onlarca tasavvuf kitabından uzun ve mevzun nakiller barındıran -her tasavvuf kitabında olduğu gibi- okuyucuya yeni bir şeyler söyleyen bir kırkambardır. Ve aslında tasavvufî bir eser okurken rastladığı bir terimi bulmak isteyecek genel okuyucudan çok, bu tür eserlerin derinliklerine nüfuz etmek isteyecek daha özel bir okuyucu kesimine hitap eder.Müellif Râsim Efendi’nin biyografik kimliği de ilgi çekicidir. O, II. Mahmud döneminde Hacı Bektaş Tekkesine atanan Nakşibendî şeyhi Muhammed Saîd Efendi (ö. 1841)’nin talebesidir. Bu zâtın diğer bir talebesi de Miftâhü’l-Kulûb adlı eseriyle ünlü Muhammed Şemseddîn Nûrî’dir. Araştırmacının eseri hazırlarken başvurduğu kaynakları gösteren oldukça zengin bibliyografyası için, Muhammed Saîd Efendi’yle ilgili gözden kaçmış bir çalışmayı bu vesileyle hatırlatmak isteriz: Baki Yaşa Altınok, Muhammed Saîd Efendi’nin hayatı ve Hacı Bektaş Tekkesinde daha önceki yüzyıllardan beri bulunan caminin onarımı için yazdığı uzunca bir arîza hakkında Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi’nde geniş bir araştırma yayınlamıştı.Eser, Ankara Millî Kütüphane’deki tek yazma nüshası esas alınarak hazırlanmıştır. Dolayısıyla kayıp bir hazine gibi saklı bulunduğu yerden gün ışığına çıkartılmıştır ve bu yönüyle sevindirici bir çalışmadır. İşte kolayca ulaşamayacağımız bir yazma, araştırmacının himmetiyle elimizde.. İhsan Kara özenli bir okumayla, sağlam bir çevrimyazı ortaya koymuş bulunuyor. Dolayısıyla bu çalışma Osmanlıca metin neşirlerinde sık rastlanan okuma hatalarından uzak bir metindir. Araştırmacı gerçek bir takdiri hak ediyor.Büyük oranda sözlük biçiminde “sünûh” etmiş katışıksız tasavvufî bir eserdir bu İnsân-ı Kâmil Kitabı. [Hece dergisi Eylül 2008 sayısında yayın landı.]