‘Hikâye’ olarak etiketlenmiş yazılar

öykü tarihi

Pazar, 24 Ağustos 2008

RASİM ÖZDENÖREN -RUH DENİZİNDEN ÖYKÜLER- Ali Haydar Haksal İnsan Yayınları 

Öykücü Ali Haydar Haksal’ın Rasim Özdenören hakkındaki yazılarından oluşan kitabı, Özdenören’in bir öykücü olarak monografisi sayılabilir.

“Ruh Denizinden Öyküler” alt başlığıyla yayınlanan kitap yazarın Âkif Duruşlu Âsım (2006), Necip Fazıl Kısakürek: Büyük Doğu Irmağı (2007) ve Sezai Karakoç: Eleğimsağmalarda Gökanıtı (2007) adlı peş peşe yayınladığı kitaplarıyla da bir açıdan bütünlük gösteriyor.

Kitap “Rasim Özdenören’i doğuran ruh ve koşullar”dan söz ederek başlıyor ve bu bölümde yazar kendisinin de dâhil olduğu kültür-edebiyat çevresiyle ülkenin diğer edebiyat çevreleri hakkında birtakım notlar kaydediyor.

Ağırlıklı olarak Rasim Özdenören’in öykü kitaplarını değerlendiren yazılardan oluşuyor kitap. Haksal, Hastalar ve Işıklar, Çözülme, Hışırtı, Kuyu ve Toz hakkındaki yazılarıyla Özdenören’in öykücülüğüne ilişkin değerlendirmelerini aktarıyor. Ayrıca Gül Yetiştiren Adam’ı da değerlendirerek yazarın bir romancı / anlatıcı olarak portresini belirginleştirmiş oluyor. Gerçi bu eser Haksal tarafından ve dahi çoğunluk tarafından roman olarak değerlendirilmesine rağmen bir uzun öykü de sayılabiliyor. “1970’li yılların sosyal olayları ortamı kasıp kavururken, üniversiteli gençler ideolojileri uğruna birbirlerini öldürürlerken (…)” (s. 60) yazılmış olan eseri Haksal yeniden okumaya tâbi tutmuş. Yazılıp basıldığı yıllarda okunmuş bir edebî eseri aradan yıllar geçtikten sonra yeniden okumak farklı açılımlar sağlayabilir okuyucuya. Çok öz bir biçimde söyleyecek olursak bu yeniden okuma, yazara Gül Yetiştiren Adam’ın tasavvufî yanını daha bir hissettirmiş görünüyor.

“Öyküde benim en önemli ustamdır Rasim Özdenören.” (s. 23) diyen Haksal, bu kitabıyla kendisinin Özdenören’i okuma sürecini de bütün ayrıntılarıyla yansıtıyor. Özdenören yazdığı öykülerdeki anlatım gücü ve öykü yazmadaki kararlı çabası ile, daha önce dikkatini şiirden yana yoğunlaştıran genç Haksal’ı öyküye yönlendirecek bir etkide bulunmuş. Tabii dolaylı bir etkidir bu. Ve belki de Haksal’la sınırlı değildir. “Bendeki Rasim Özdenören” başlıklı bölümde bu konuda söylediklerini geniş olarak görmek mümkündür.

Bir önceki bölüm “Ara Başlık: Ve Ben”de yazar, Özdenören’i okumaya başladığı yıllarda, onunla birlikte okuduğu Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Durali Yılmaz gibi Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat Dergisi yazarları başta olmak üzere, Varlık, Hisar, Hareket, Papirüs, Yeni Dergi gibi edebiyat dergileriyle Yeni Devir gazetesinin sanat-edebiyat sayfalarında yazan yazarlarla ünsiyet peyda edişini hâtırat üslûbuyla anlatıyor. Bir gazete olarak Yeni Devir’in böyle bir noktada zikredilişi önemlidir. Bu gazetenin sanat-edebiyat sayfasıyla bir vakit gördüğü işlevi Haksal’ın dilinden okumak aslında şaşırtıcı değildir. Yeni Devir’in bu yönü üzerinde ayrı bir inceleme çalışmasına da değer görünüyor.

Aynı bölümde dikkat çekici bir tespit Özdenören’in Edebiyat Dergisi’ndeki imzasının sırf öyküyle bütünleşmiş olması, Mavera öncesi dönemde akranı yazarlar arasında Özdenören kadar “öykü yoğunluğu” içinde bir başka isim olmamasıdır (s. 18-19). Edebiyat Dergisi’nde öyküleri yayınlanan daha genç kuşaktan kabul ettiği Ali Ulvi Temel, Arif Ay, Fuat Altınsoy gibi isimleri ise Özdenören’den sonraya yerleştiriyor Haksal. Hatta bu kuşağın ortaya çıkışını biraz da Rasim Özdenören’in öykü türü üzerindeki ısrarlı çabasına bağlıyor. Bütün bu notlar, Rasim Özdenören üzerinde yapılacak çalışmalarda araştırmacılara önemli ipuçları sağlayabilir.

Haksal, kitabında samimi ifadelerle Rasim Özdenören okuma serüvenini anlatıyor, yer verdiği ufak bazı açıklamalarla Cumhuriyet dönemi edebiyat hayatına ışık tutuyor. Bu kitapta yer alan çoğu değini düzeyindeki açıklamalar, yakın dönem edebiyat tarihimizi inceleyecek araştırmacılar için önemli ipuçlarıdır.

2008 Mayısında basılan kitap, yazarın Özdenören’le öykücülüğü üzerine yaptığı ve Yedi İklim’de yayınlanmış bir röportajla sona eriyor. Bu röportajda Özdenören’in öykü türü üzerindeki kararlı çabasına, Dostoyevski ilgisine, dergilerde kaybolan öykülerine, Yeni İstiklâl gazetesindeki öykülerine, Ali Kutlay, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu gibi dönemdaşlarıyla ilgili yazarlık hatıralarına, Özdenören monografisi açısından önemli notlara rastlıyoruz.

Ruh Denizinden Öyküler, bir öykücünün, okuyucusu olduğu, etkilendiği diğer bir öykücü hakkındaki dikkatlerini belirginleştirmesi açısından ilgi çekici bir çalışmadır.

 

[Hece Öykü dergisinin Ağustos-Eylül 2008 sayısında yayınlandı.]

recep seyhan ve öyküleri

Çarşamba, 23 Nisan 2008

ÇİÇEKLER KESMİŞTİ SELÂMI / RECEP SEYHAN

Öğretmen kökenli bir yazar olan Recep Seyhan’ın öykü kitabı yayımlandı. Çiçekler Kesmişti Selâ­mı, uzun bir öykü yazarlığı serüveni olan yaza­rın ilk kitabıdır. Ayane yayınlarının özenli kapak tasarımı, yayına hazırlayanın özgün iç düzenlemesiyle kitap, oldukça kaliteli bir dış görünüm arzediyor.Taşova doğumlu ve burada bir süre öğretmenlik yapmış olan hocamızın bazı öyküleri mahallî Yeni Taşova gazetesinde de yayınlanmıştı. Kitapta yer alan 13 öykü Ma­vera, Ayane, Anadolu, Aylık Dergi gibi dergi­lerde yayımlanmış, bu öykülerden biri (Duvar) ise Yeni Taşova’nın 1684 tarihli sayılarında tefrika edilmişti.Çiçekler Kesmişti Selâmı, çocuk dünyasını olanca güzelliğiyle yansıtan, aynı zamanda da çağı kucaklayan iki güzel öyküyle başlıyor: Cennet Kokusu ve Adamlar Ağlamaz. Tüm öy­külerinde görülen bu özellikler, bazen çocuk dün­yası aracılığıyla bazen de, Sığınak, Asrısâni Güneşleri, Zamanla Giden, İz ve Yüksek Sesli Kaynaşma adlı öykülerde olduğu gibi psikolojik irdelemelerle ortaya çıkıyor. Toplumsal ayrıntı­ların ağırlıkta olduğu Duvar, Çiçekler Kesmişti Selâmı, Geride Kalan (bu öyküde kızı evden ka­çan bir ailenin psikolojik çözümlemesi de öne çıkıyor.), senaryo öyküsü olarak yazılmış olan Uçurtmalar (Burada da yoksul bir aileyle birlik­te çocuk psikolojisinden çok iyi anlayan bir kahramanın öne çıktığı görülüyor.) ve Sessiz Kağnılar adlı öyküler kitabın ekseriyetini oluş­turuyor. Aslında psikolojik ve toplumsal irdelemeler aynı anda bir öyküde bir arada görülebiliyor.Bize kalırsa kitabın en görkemli öyküsü Kuşlar Kuş Olarak havalandığında başlığını ta­şıyan öyküdür. Bu öyküde biçem oldukça görkemli ve aynı zamanda bir şiir çağıltısı da taşıyor. Kur’an’dan alıntı ve çağrışımlar, tasavvuf ede­biyatının anlatım imkânlarıyla birleşmiş gibidir bu öyküde.Kaydedilmesi gereken bir husus da Taşova ve yöresinde kullanılan bir takım mahallî kelime ve telaffuzların (yiti, tikân, herk, üflük, soyka, vıngirdesme vb. edebî bir eserde  yerine oturtulmasıdır. Yazar bu kelimeleri hiçbir anlatım kabalığına / çiğliğine düşmeden ustaca yerleştirmiştir cümlelerine.

(Ayane Yayınları, Ankara 1991).

{Yeni Taşova / Siyasi Mahalli Gazete, Yıl: VII, 25 Ocak 1991, S. 647, s. 2’de yayınlanmıştır.}